Ana Sayfa

 

 

   

Ay Korkutur

  

"Yani sen bir şairsin."

"Ne olduğumu bilmiyorum Brenda."

"İyi ama, bir şey olmalısın. Tanrı seni bu dünyaya bir şey olabilesin diye gönderdi."

 

~ "Son Söz (The Last Word)" filminden alıntı ~

 

                  

  

       

Hepinize Merhaba,

   

Epeydir burada görünmek bağlamında karanlıklardaydım, o nedenle geri dönüşüm karanlık, ama bir o kadar da aydınlık Ay kartı ile olsun istedim.

 

Ay kartı Kahramanın Yolculuğu'nun Dönüşe Geçme aşamasının üçlü kart grubunun (Kule - Yıldız - Ay) son kartıdır. Dönüş ve son kart deyince, elbette burada bir eşik bulunur. Bu eşik dönüşe, yeniden doğuşa atlayışın eşiğidir ve dolayısıyla kart bu eşiği atlamanın korkusunu barındırır. Önemli bir adım atılacak ve yeni bir diyara ayak basılacaktır. Yeni, bilinmeyen demektir ve bilinmeyen de bizi ölesiye korkutur. Birçok yazımda yeri geldiğinde tekrarladığım gibi, bu eşikten atlamamanın acısı, atlamanın korkusunun üstüne geçmedikçe bu eşikten atlamayız. Söz konusu Ay kartı olunca da bu korkunun üstüne geçmek hiç de kolay değildir. 

 

Bu kart önümüze çıktığı zaman bize mesajı, yapmamız gereken şeyin bize bu korkuyu yaşatan duygu ve sezgilerimizi göz ardı etmememiz, baskılamamamız, aksine onlara kulak vermemiz olduğudur. Eğer bunu yapmazsak Ay kartı bize bir geri dönüş yaşatır. Bu karta gelene kadar gölgemizle yüzleşmiş ve kendi ejderhamızı alt etmişizdir. Tam bir önceki kart olan Yıldız'la geleceğe umutla bakmaya başlarken birden Ay teması ve Ay'la birlikte bizi dibe sürüklemesi an meselesi olan korkular, baş edemediğimiz duygular ve sezgiler beliriverir önümüzde. Burada sembolik anlamda, dibe sürüklenmemek için Yeraltı Dünyası'nın Yasak Sofrası'ndan yemememiz gerekir. Yasak Sofrası'nın anlamı yaşamımızda yeme, çeşitli tür madde bağımlılığı ve duygusal bağımlılık ile varlık bulur.

 

Bilinçdışı bilinçten çok farklıdır, bunu anlamak için rüyalarımıza sezgisel bir bakış atmak yeter, ama biz rüyalarımızı bilinç kurallarıyla yorumlamaya çalışır, dolayısıyla onları kavramakta güçlük çekeriz. Halbuki bilinçdışımızla sembolik dil kullanarak konuşmayı öğrenmemiz, dolayısıyla günlük hayatımızın ve rüyalarımızın bize sunduğu işaretleri ve sembolleri sezgilerimizle fark etmeye ve anlamaya çalışmamız gerekir.

 

Başlangıçta bu imgeleri, duyguları, fantezileri bir yere oturtmak zordur bizim için. Garip ve anlaşılmazdırlar. Ama biz onlara odaklandıkça bu yolla derinlerde yatarak çözülmeyi bekleyen sorunları ortaya çıkarır ve dahası bize ortaya koymamız, yaşanır kılmamız gereken, örtülü kalmış, ama en zengin ve yaratıcı olan potansiyellerimizi gösterirler.

 

Denge ve bütünlük duygumuzu geri kazanmamızın yolu bu imgeler selini yaratıcı ve artistik bir şeye yönlendirmektir. Sosyal ortamımıza göre bu bir zaman kaybı ve amaçsız gibi görünse de, şimdi parlamakta olan yaşamın gece lambasıdır ve kendimizi sosyal anlamda üretken olmayan, ama yaşamımızı ve kendimizi sorgulayan şeylere verme zamanıdır.

 

Kısaca, bu süreçte bilinçdışımız bize ne verirse onu almayı ve derinliklerden gelen yapıcı ve yıkıcı enerjilerle işbirliği yapmayı öğrenmeliyiz. Bunu yaparken herşeyden önce insan olduğumuzu kabul etmeli, "insan beşer, kuldur şaşar," sözünü unutmamalıyız. Buraya gelene kadar bir krizden çıkmış ve sonrasında sükunete ulaşmış olabiliriz, ama gelişimimiz devam etmektedir ve bir gelişim daima bizi sınamak için pusuda bekleyen ürkütücü tuzaklar barındırır.

 

Gene de herşeye rağmen kartta gördüğümüz gibi Yengeç sudan çıkıp ayaklarını karaya basmakta, bize Yengeç Dönencesi'ni ve Yengeç Dönencesi'nin yaz mevsiminin ve gündüz kuşağının başlangıcı olduğunu düşünecek olursak, aynı zamanda bir sonraki kart olan Güneş'i müjdelemektedir.

  

Güneş'in müjdelenmesi sahne korkumuza da vurgu yapmasıdır, çünkü Ay'ın karanlığından Güneş'in ışığına çıkmaktır bizi korkutan. Buradaki korku başaramama değil, aksine başarma korkusudur.

 

Kahramanın Yolculuğu başlıklı yazımda da paylaşmış olduğum gibi, Marianne Wiliamson "Return to Love" adlı kitabında bu korkuyu şu sözleriyle çok güzel anlatır: "En derin korkumuz yetersiz oluşumuz değildir. En derin korkumuz ölçülebilenin ötesinde güçlü oluşumuzdur. Bizi en çok korkutan karanlığımız değil, ışığımızdır. Kendimize "Ben kimim ki akıllı, göz kamaştırıcı, yetenekli ve muhteşem olayım?" diye sorarız. Aslında, siz kimsiniz ki olmayasınız?"

 

Daha sade bir deyişle, yazımın en başında Son Söz flminden alıntıladığım gibi, Tanrı bizi bu dünyaya ne olabilelim diye gönderdiyse, onu keşfettiğimiz karttır bu bizi ürküten, depresyona sokan ve yatağa anne rahmindeki gibi kıvrılıp yeniden doğmayı reddetmemize sebep olan Ay.

   

Bu yolda keşifleriniz bol ve yolunuz açık olsun. 

            

Güneş İlhan 01.06.2007, İstanbul

Rev. 27.03.2018

 

                             

  

          

  

Korku sizin düşmanınız değildir, o size hangi konuda olgunlaşmanız gerektiğini gösteren bir pusuladır.

 

~ Anonim ~

   

tarotdergisi@gmail.com

Başa Dön

© 2005-2018, BARIŞ İLHAN YAYINEVİ

Bu sitedeki tüm yazıların yayın hakkı Barış İlhan Yayınevi'ne aittir. İzinsiz hiçbir alıntı yapılamaz ve kopya edilemez.